in ,

Uzun Süre ABD’de Yaşayan Birinin Gözünden Ufkunuzu Açacak Tüm Katmanlarıyla Amerika’daki Hayat

Ekşi Sözlük yazarı “kutsaliyok”; Amerika’nın sağlık, eğitim ve kültür alanlarındaki vaziyetlerini, en önemlisi de Amerika’yı bir yaşama alanı olarak anlatarak hem merakımızı gideriyor hem de ufuk açıcı bir çalışma ortaya koyuyor.

amerika’da yaşamak; 2 yıldan fazladır deneyimlediğim, bence mükemmel bir eylem.

öncelikle “abd’ye gitmeyin böcek gibi ezilirsiniz”, “evcil hayvandan daha düşük statüde yaşarsınız” diyenlerin 1. tekil olarak abd’de yaşama deneyimleri yoksa kulak asmayın. hatta bence yurt dışında yaşamamışların yurt dışında yaşamak ile yorum yapması yasak olmalı.
abd’de yaşamanın herkes tarafından kabul edilebilecek evrensel bir anlamı yok. kişinin beklentisi, önceliği, karakteri, gittiği eyalet/şehir/kasaba, ilişki durumu, sosyal çevresi, çalıştığı sektör, okuduğu okul, tr’ye olan aidiyet duygusu vb. gibi tonlarca değişkene bağlı olumsuz ya da olumlu anlamları var.

abd’de kimler yaşayamaz

yeni ortamlara adapte olamayan, sabırsız, kuralları ve sistemi sorgulamayı iş edinmiş, ana kuzusu, birey olmayı başaramamış, comfort zone (rahat bölge)’dan çıkınca sudan çıkmış balığa dönen, 0’dan hayata başlamanın zorluğunun bilincinde olmayan, türkiye gündeminden kopamayan, salça, kokoreç, iskender vb. gibi şeyleri çok önemli ve gerekli bulan (ki çoğu şey artık burda da var), duyguları mantığının önünde olanlar abd’de mutsuz olurlar. mutsuz oldukları için türkiye’yi özler, türkiye’yi özledikleri için geri dönmek isterler. duygu ve mantık savaşında galip eden sonucu belirler.

kalırlar ise; bu başlığa yazan bazıları gibi ”aklınız varsa gelmeyin amerikaya” diyenlerden olurlar. ya da duyguları mantıkla yenip, mutlu olmayı denerler.

kimler güzel yaşar

ingilizcesi var ve iyi olanlar, egosu biraz terbiye edilmişler, burnu önceden biraz sürtülmüşler, tr’ye herhangi bir aidiyet duygusu olmayanlar, vatanın sadece bir toprak parçası olduğunu bilenler, biraz benciller, en az bir skill (yetenek)’i olup qualified employee (kalifiye eleman) olanlar, tr’den sadece bedenen değil kafa olarak da gitmek isteyenler, mantığı duygularının önünde, psikolojisi diğerlerine göre daha güçlü olanlar.

american dream

artık canada’da yaşanıyor diyorlar.
eskiden daha kolaymış. ama hala o dream’i yaşama şansı veriyor. hala land of opportunity (fırsatlar ülkesi) bence.

ahlaksızlık

türkiye’nin batı’dan ve abd’den ileri olduğu tek konu.

kimse kimsenin ne giydiği, neye inandığı/madığıyla, ne içtiği, nasıl oturup kalktığı, nasıl kahkaha attığı, medeni durumunun ne olduğu, kiminle yaşadığı, kiminle seviştiği, hangi cinsel yönelime sahip olduğu ile ilgilenmiyor, sormuyor. insanların yaşam tarzlarını kendi inanç sistemi ve ahlak değerleriyle yargılayıp, onları ahlaksız olmak ile suçlamıyor. çoğunluk hayatını “bana ne” ve “sana ne” şeklinde yaşıyor.

ırkçılık

conservative (tutucu), lutheran catholic (luther katoliği), nationalist (milliyetçi) eyalet ve şehirler veya county (eyalet)’lerde yaşamıyorsanız eğer ırkçılıkla karşılaşma olasılığınız düşük.

şimdiye kadar bana yapılmış bir ırkçılıkla ya da türk olmamdan kaynaklı herhangi bir kötü durumla karşılaşmadım. afro-american’ın beyaza ve beyazın siyaha ırkçılığına şahit oldum.
abd’nin sosyal ve kültürel hayatına ayak uydur(a)mamış, bunun için çabalamayan, geldiği 3. dünya ülkesinin adetlerini devam ettiren göçmenlere karşı aslında biraz da ırkçılık.

göçmenlere yapılan ırkçılığın niteliği ve niceliği değişmekle birlikte “pis mexican” değil de, “sıraya girmeyi bilmeyen, ingilizce öğrenmemiş mexican” şeklinde de tezahür edebiliyor.
bizim gibi medeniyetten, insanlara saygıdan nasibini almamış toplumlar aynı medeniyetsizliği ve saygısızlığı buraya da taşıyorlar. abd insanı da haklı olarak deliriyor böyle durumlarla karşılaşınca.

“müslümanlara ırkçılık çok” denilen şey de müslüman kimliğiyle dolaşanlara. yani hijab giyen kadınlara, thawb giyen erkeklere. türkiye’nin müslüman ülke olduğunu bilenden ziyade bilmeyenler ile karşılaştım ben hep.

 

vergi

state-city-county (şehir-eyalet-bölge) şeklinde değişen vergi sistemleri var. vergi oranları özellikle tr’ye göre çok düşük. delaware, montana, oregon, new hampshire gibi no sales tax (gider vergisi olmayan) eyaletler de var.

polis

her teşkilatta olduğu gibi içlerinde o.ç’ler var tabii. benim gözlemim; suç işlemediğiniz, suça bulaşmadığınız sürece son derece saygılı, kibar ve yardımseverler. suç işlediğinizde law-enforcement officers (kolluk kuvvetleri)’ın ne kadar güç kullanacağını belirleyen prensip force continuum (güç sürekliliği). bunun en üst basamağı deadly force (ölümcül kuvvet). “abd polisi çok kolay insan vuruyor” denmesinin sebebi bu yasa. amerikan insanı polisten daha çok, polise verilen nerdeyse sınırsız, insan hayatını kolay harcatan yetkinin yanlış olduğunu düşünüyor.

healthcare

benim için abd’de yaşamanın iki eksisinden biri. sağlık sigortaları kişi sayısı, koruma kapsamı, yaş ve kalıtsal hastalıklara göre degişmekle birlikte apprx. $400’den başlıyor. diş ve gözü genelde kapsamıyor. iş verenler genelde full time çalışanları için sigorta yaptırıyor. limitin ne olduğu, neleri kapsadığı şirkete göre değişiyor.

sigortanız veya paranız yoksa ve er’a gittiyseniz id (kimlik) ve adres bilgileriniz karşılığında tedavi edilebiliyorsunuz. arkanızdan yollanacak faturanın kabarık olma ihtimali hayli yüksek.

eğitim

amerika’nın ikinci eksisi. sağlık gibi eğitim de çok pahalı. international öğrenciler birçok public okul için amerikan vatandaşından nerdeyse 2 kat daha fazla ücret ödüyor. özel okulların ücretleri çok değişken olsa da yıllık ortalama $33.480

upenn (pensilvanya üniversitesi) gibi ivy league (amerika’nın en iyi sekiz üniversitesinin oluşturduğu birlik) okullarda ise bu fiyat her şey dahil yıllık $69.340 oluyor.

yaşam ve abd insanı

yaşam maliyetleri eyalete ve şehre göre değişiyor. ama alım gücü yine de türkiye’den çok daha yüksek. dolar kazanıp dolar harcadığımız için cost (maliyet) hesabını 1 tl=1 dolarüstünden yapınca giyim, market, elektrik, ısınma, benzin, sigara, alkol vb. gibi öncelikli ihtiyaçlar tr’den %40-50 daha ucuz.

amerikan insanı genel olarak saygılı, güleryüzlü, hoşgörülü, kibar, mutlu, çalışma ahlakı enfes, eşitlikçi, openmind (açık fikirli) ve birebir ilişkilerde zerrre kibirsiz ve komplekssiz. aynı zamanda cahil ve yüzeysel.

nereye giderseniz gidin; çok fazla park, bahçe, nefes alacak yer var.
yazın evlerin önündeki çimleri, kışın ise karı temizlemek çoğu yerde ev sahibinin sorumluluğunda. bu yüzden yazları landscaper, kışları snow removal olarak çalışan çok insan var. özellikle meksikanlar.

araba nyc dışında bir gereklilik ve almak da benzin de çok ucuz. arazi tipi arabalar amerikanların en sevdikleri.

abd genelinde 500 binden fazla homeless var. bunların %33’ü mental illness, kalanların çoğu da drug ve alcohol addict.

nüfusun yarıya yakını obez.

bireysellik çok fazla ve sosyal yaşamda çok belirgin. kafeleri, barları, restorantları tek başına ve/veya yan yana bilgisayarı, telefonu, içkisi ve yemeği ile oturmuş insanlarla dolu.



ikili ilişkiler kurabilmek için çok fazla zaman ve çaba gerekiyor. özellikle ‘stranger’ (yabancı)iseniz.
ortalama amerikan vatandaşı dünyanın geri kalanını haritada da sosyal hayatta da bilmiyor. genel kültürleri zayıf.

ingilizce’den başka dil bilen insan sayısı çok az.

çok tembeller, çalışmayı sevmiyorlar. haftada 40 saat çalışmak, çok çalışmak demek.
toplumun düşük ve yüksek gelirli kesiminin en büyük ortak noktası junk foodlar (pizza, burger, wings, bacon cheez fries, jalapeno poppers, mozzeralla stix vb.) bunlar için delivery (eve teslim) ve pick up (arabadan alma) siparişi verip, evde nfl, mlb, basketball ve netflix izleyerek zaman geçiriyorlar.

kahvaltı kültürleri bacon (pastırma)-scramble (sütle çırpılmış yumurta) ve eggs (yumurta)-pancakes (pankek) ile sınırlı.

kredi kartı kullanan insan sayısı çok fazla. bu yuzden cash (nakit) kullananlara tapılıyor.

ülke genelinde credit score (kredi notu) çok önemli. ev kiralarken ssn ile credit score soruluyor.

komşuluk yok, evet. ama bu, bir komşudan ne beklediğinize göre iyi yada kötü olabiliyor.
sokaktaki 5 kişiden 1’i mental illness. çoğunluğu uyuşturucudan, diğerleri de sürekli sakinleştirici vb. ilaçları kullanmaktan. 52 milyon insan hiçbir rahatsızlığı olmadığı halde reçeteli ilaç kullanıyor.


ülkede 74.7 milyon çocuk var.

orta gelirli bir ailenin çocuk 18 yaşına gelene kadar harcadığı para yaklaşık $304.480.

sigara içen insan sayısı en alt seviyeleri gördüğü gibi, içen gördüklerinde de rte görmüş gibi surat yapıyorlar.

thrift store dedikleri 2. el ürün satan mağazalardan her yerde var ve 2. el ürün kullanmak ayıp değil.

bence 20-40 yaş arasındaki her insan en az 1 yıl abd’de yaşamalı. hiçbir şey için değilse bile sırf deneyim ve gözlem için.

Kaynak

 

Written by Bilmiyomusun

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

Loading…

0
15

2.Dünya Savaşına Ait Pek Bilinmeyen 15 Fotoğraf

Türkiye’deki En Güzel Plajlar